|
(Bu
metin ilk kez Arapça Dersine Hayır!
başlığıyla 11.01.2012'de Cumhuriyet gazetesinde
yayımlandı)
Durup dururken
neden Arapça? Durup dururken mi, yoksa arka
planda düzenlenen uzun süreli bir strateji gereği mi?
Yoksa günümüzde yeşeren
ve büyüyen bir Arap bilimi ve felsefesi mi
dünyayı sarsmaktadır? Sanat ve aydınlanmayla
örtüşemeyen bir din imparatorluğunun dilini bu
ülkenin İlkokullarında
öğretmenin anlamı nedir? Herkesin bildiği gibi Arapçanın ilkokullara zorunlu ya da seçmeli ders olarak getirilmesinin tek nedeni geleceğin toplumunu İslamlaştırmaktır. Bunun arkasında iki güç var: Biri bu programı planlayıp sunan iktidar ve parayla donatılmış akademik destekleyicileri, diğeri de haklarında her gün yüzlerce keyfi karar alınıp verilebilen bilgisiz yığınlardır. Bilgisizliktir ki, bu iktidarı ayakta tutabiliyor ve zora dayalı İslamlaştırma buyruğuna hoş geldin diyebiliyor. Daha
önce din dersine odaklandığım bir yazımda (Din Yerine Felsefe), din
kapsamında çocukların sistematik olarak
düşüncesizliğe itildiğini ve bununla da
geleceğin bilgisiz yığınlarının şimdiden hazırlandığını vurgulamıştım:
“Din
dersi tek yönlüdür, çocuğu
sadece belli bir yöne
çeker, bütün bir çocuk ruhunu
bir noktaya indirger, bununla çocuğun
düşün
dünyasını yoksullaştırır, ruhsal algılama ufkunu daraltır. Din
dersinin amacı
çocuğu dindar yapmaktır. Bununla öğrenciyi saf
bilgiden uzaklaştırır,
bilgilenmekten soğutur ve giderek bilgisizleştirir. Türkiye’de
din dersi din dersi bile değil,
reel İslam
dersidir.” Din dersinin karakter yapısı tek
taraflı oluşudur. Ülkemizde İslam
odaklı hatta İslamiyet’in belli bir mezhebine dayalı din
dersi geleceğin
toplumunu tek tarafta sabitleştirmeye hazırlar. Bu, daha önce
sinsi yöntemlerle
uygulanırken bugün açıktan yapılabilecek kadar
güç kazanmıştır. Sabitleştirme politikasını amaçlayan siyasal erk Arapça dersini getirmekle amacını tam olarak gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Propagandanın son derecesi budur, daha ilerisi olamaz. Arapça kökenli olan din dersinin yanında bir de özel olarak din kökenli Arapça dersinin planlanması geleceğin antidemokratik ve diktatör İslamcı toplumunu gerçekleştirecektir. Bu amacıyla siyasal erk çocuk haklarını zedeleyerek hümanizma karşıtı davranış sergilemektedir. Zaten ahlâksal açıdan uçurumda yaşayan Müslüman Türkiye, çoktandır diğer İslamcı ülkelerden farksızlaşmaya başladı. Bu gezegendeki İslam ülkelerinin hangi birinin üstün ahlâklı ve üstün bilgili olduğunu iddia edebiliriz? Bütün bu ülkelerin bilgisiz ve hâlâ arkaik ritüellerle bitkisel varlıklarını sürdürmeleri bir tesadüf değildir. İlkel kabile mantalitesini aşamayarak şeref-namus kompleksinde tıkanan bu ülkeler onura dair etiksel ve kültürel eser geliştirememişlerdir. Hümanizmanın
görevi uçuruma düşeni daha da derine itmek
değil, çıkabilmesi için ona el uzatmaktır. Bu
nedenle söz konusu yazımda
uçurumdan çıkabilmenin çeşitli
yollarından birinin eğitimbilimleri olduğunu,
dolayısıyla burada yapılması gereken acil değişimlerden birinin
ilköğretim
sistemi olduğuna dikkat çekerek, somut olarak da din
dersinden daha çok
felsefeye odaklanılmasını öneriyorum. Söz konusu
yazımdan alıntı: Felsefe
tüm bilimlerin
kökeni ve temelidir.
Felsefe her şeyi kapsadığı için, dinleri ve dinsel sorunları
da içermektedir.
Felsefe yaşamı yaşamaya değer kılar, yaşamın asıl kılavuzudur,
çünkü insan düşünendir.
Düşünmek ve düşündürmek
felsefenin esas görevidir. Felsefe bütün
dinleri
kapsar, bununla da yetmez, dinsizliği, ateizmi, ezoterizmi, deizmi,
bilinemezciliği, şüpheciliği,
Zerdüştçülüğü ve
diğerlerini. Ve felsefe ‘şu
doğru şu yanlış’ demez, sadece
bilgilendirir, bağımsız bilgi verir ki, doğru kararı birey kendisi
verebilsin. Felsefe,
inancı ve dini yok saymaz, ancak inancın ve dinin birçok
olasılık arasında
sadece birer olasılık olduklarını öğretir.” Hümanizma
ve aydınlanmanın etik anlayışına uygun olarak uzatılan
bu el, bağnazcılıktan arınmanın tek yoludur. Aksi takdirde demokrasinin
tüm
değer yargılarından vazgeçilerek çocuklarımız ve
dolayısıyla geleceğin toplumu
intihara sürüklenecektir. Mevcut siyasal erkin ereği İslamcı yetiştirmektir. Bütün edimleri bunu gösteriyor. Polisi ve militarizmi arkasına alarak bütün bir toplumu işgal etmek onun ana hedefidir. Arapça dersi ileri
demokrasiden
mollakrasiye geçiş sürecinde
uygulanan bir yığın sinsi ve açık
İslamcı yöntemlerden bir tanesidir. Arapça dersi bu
kontekste demokrasi adına
işlenen bir suçtur, hümanizma açısından
ruhsal ölümdür.
|